ALFABETİK MENÜ
| İmf Ve Milli Çözüm..İmf Olmalı mı Olmamalımı??? |
|
|
|
| Yazar Burhanettin Baltacıoğlu |
| Pazartesi, 27 Nisan 2009 22:12 |
|
Son günlerde Türkiye’nin hala IMF ile bir anlaşmaya varamamış olmasının yarattığı etkiler ekonomi çevrelerince gündeme getirilmekte. Öncelikle şunu belirtmek isterim; Türkiye’nin IMF ile anlaşmasını destekleyen tarafta değilim. Ancak; “IMF’den aldığımız borçları rahatlıkla ödedik. Gerisi özel sektörün borcu” diyecek kadar ekonomiden bihaber Başbakanın, hakkında “Hayali İhracat”tan tutunda “Naylon fatura” düzenlemeye kadar pek çok suçlama nedeniyle dosyası bulunan ve nasıl oluyorsa çıkartılan her mali aftan kendine yarar sağlayan bir Maliye Bakanının ve “Krizde kadınlar da iş aramaya başladı o yüzden işsizlik oranı yükseldi” diye saçma bir açıklama yapan Ekonomi Bakanının böylesi bir krizi yönetebileceğine de inanmıyorum. Her şeyden öte “Milli” değerlerini emperyalistlere yok pahasına satan bir iktidarın “Milli” bir ekonomik çözüm üretebileceğine inanmıyorum. Ayrıca AKP iktidarı; “İçeride hep bana, dışarıda hep sana politikası” ile insanların güvenini yitirmiştir. Kendisi ve yandaşları için çalışması, onlarca “Yolsuzluk” dosyasının “Dokunulmazlık” nedeniyle bekletiliyor olması, belediyelerde rant peşinde koşanları temizlememesi, “Şaban Dişli” gibi kişileri partisinden ihraç etmemesi, Türkiye’nin büyük bir kısmını ötekileştirme politikası gütmesi, bizler ve onlar diye Türkiye’yi ikiye bölen bir siyaset izlemesi, kendisine muhalif kişileri baskı ile susturması AKP’nin; Türkiye’nin partisi olmasının önünü kapamış ve kendisine duyulan güveni zedelemiştir. İşte böyle bir iktidarın; hele de Amerika başta olmak üzere tüm emperyalist ülkelere göbekten bağlı olduğunu düşündüğünüz zaman “Milli Mutabakat”la hayata geçirilebilecek “Milli” bir çözüm üretmesi imkansızdır. Bu yüzden AKP Hükümeti IMF ile anlaşmak zorundadır. (Bu zorunluluğa rağmen acaba Can Ataklı’nın dediği gibi IMF ile anlaşma; yeşil sermaye dışında kalan ve Türkiye’nin “Dinamo”su görevini gören, ancak AKP’ye “Ram” olmayan kuruluşları ehlileştirmek için mi geciktirilmektedir?) IMF ile anlaşmadan da bu krizden çıkabileceğimize inanıyorum demiştim. Çünkü 86 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin; “Televoleci” ekonomistleri bir kenara bırakırsak, IMF programına alternatif programlar geliştirebilecek kişileri yetiştirdiğine inanıyorum. Bunlardan biri de Prof. Dr. Erol Manisalı’dır. Bugün Ergenekon soruşturması nedeniyle tutuklanan Manisalı’nın kitaplarını, benim gibi üniversite eğitimi boyunca okumuş olanlar sanırım görüşümü paylaşacaklardır. IMF; bizim gibi ülkeler için tam bir örümcek ağıdır. Politikaları “Hastayı iyileştirme; ancak öldürme de. Her zaman bitkisel hayatta tut” üzerine kurulmuştur. Böylece IMF’ye muhtaç olan ülkeler, her daim borç döngüsü içinde olacaklardır. Bitkisel hayattan kastım; ülkelerin borçlarını değil, ancak borç faizlerini ödeyecek kadar üretim yapmalarını sağlamaktır. Verilen “Acı Reçeteler” bu yüzden hiçbir zaman üretim ve yatırımdan söz etmez. Çünkü üretim ve yatırım; cari dengeye ulaşmak ve IMF’ye ihtiyaç duymamak anlamına gelir. Bir örnek vereyim: Bugün Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının döviz rezervi; 67 milyar dolardır. Bankalardaki döviz rezervimiz ise 30 milyar dolar. IMF’den istenilen borç ise 40 milyar dolar. Hali hazırda IMF’ye olan borcumuz; 7 milyar 790 milyon dolar; iç ve dış borç toplamımız ise; 153 milyar 9 milyon lira. Örneğin Nisan ayındaki 8,5 milyar liralık iç borç ödememizi; gene 7 milyar lira iç borç alarak gerçekleştirdik. IMF; bizim gibi ülkelere vereceği borcu, gelişmiş ülkelerden faizle temin eder. Bunlar IMF’yi fonlayan ülkelerdir. Bu ülkeler LİBOR+ faiz oranı ile borç verir. LİBOR; İngiliz Bankacılar Birliği tarafından belirlenen 16 katılımcı bankanın, bankalar arası faiz ortalamasının özel bir sistemle her gün hesaplanmasıyla bulunur. IMF kurulduğundan bugüne; ilk defa bu kadar fonlanmıştır. Her ne kadar Televoleci ekonomistler bunun nedenini gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ve kriz batağında bulunan ülkelere yardım eli uzatmak hedefi güttüğünü söylese de; bu tam olarak doğru bir tanı değildir. IMF’ye borç veren ülkelere bir bakalım: İngiltere, Amerika, Japonya, Kanada, Fransa, İsviçre vs. Bu ülkelerin bir de uyguladıkları cari faiz oranına bakalım: En düşük faiz oranı Amerika’da %0,25’dir. Japonya %1 diğer ülkeler ise söz birliği etmişçesine %0,5 oranında faiz vermektedir. Şu sıralar LİBOR oranı %2,1 bandında seyretmekte. Yani örneğin Amerika elinde bulunan mevcut parasını kendi kullansa %0,25’ten değerleyecekken; IMF’ye verdiği borcu en kötü ihtimalle %2,1+0,25’den geri alacaktır. LİBOR oranının ne tesadüftür ki rekor düzeyde yükseldiğini de göz önüne aldığınızda; söz konusu gelişmiş ülkelerin neden IMF’ye tarihinde görmediği kadar çok para (1 trilyon dolar) aktardığını da anlarsınız. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Hem ellerindeki parayı güvenilir ve yüksek faizle kullanmış oluyorlar. Hem de bitkisel hayatta olan bizim gibi ülkelerin borç döngüsünü devam ettirmesini ve ithalat yapmalarını sağlayarak kendi ülkelerindeki ekonominin canlanmasını sağlıyorlar. IMF, Türkiye ve kriz denince bir bilgiyi daha aktarmadan geçemeyeceğim. Bizde malum bir kesim var. Bu kesim Fatih Altaylı gibi Erdoğan’a; “Gelmiş geçmiş en iyi ekonomist” diyecek kadar kendinden geçmiş kişilerden oluşmaktadır. Onlara göre; Mart ayındaki bütçe açığının % 80 artışla 8.767 milyar lira olmasının, aynı bütçe açığının yılın ilk çeyreği olan Ocak-Mart döneminde % 337 artarak 19.127 milyar liraya yükselmesinin tek nedeni küresel krizdir. Küresel kriz olmasaydı AKP Hükümeti ekonomi konusunda çok başarılıydı! Türkiye’nin 2001 krizinden çıkması, büyüme trendini yakalaması hep AKP Hükümeti sayesinde olmuştu! AKP İktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın ekonomideki bu yüksek başarılarına çelme takan ve IMF ile tekrar masaya oturmamıza neden olan şey; başarısızlığa mahkum “Düşük kur yüksek faiz” “Üretmeden tüketmek” “Borçlanarak büyümek” gibi sürdürülemeyen ekonomik politika değil; “Küresel Kriz”di. Anlaşılan bu AKP’yi “AK”lama girişimlerinde bulunanlar Brezilya örneğinden habersiz. 2001 krizini bizimle aynı ölçülerde yaşayan, mali bir çöküşün kıyısından dönen Brezilya; ekonomisini toparladı, mali sistemini rayına oturttu. 2005 yılında IMF’ye olan borç ödemesini bitirdi. Bitirmekle de kalmadı. Bizim bazılarına göre tekrar IMF’den borç istemek zorunda kaldığımız küresel krize rağmen Brezilya; IMF’ye borç veren ülkeler statüsüne yükseltildi. Evet; 2001 yılında bizimle aynı kaderi paylaşan, aynı krizi yaşayan Brezilya; “Milli bir ekonomik çözüm” üreterek ekonomisini düzelttiği gibi; bugün IMF’ye 4,8 milyar dolar kredi vereceğini açıkladı. Aynı dönemlerde iktidarda olan AKP Hükümeti ise işsizlik, cari açık, borçlanma konularında Türkiye rekorları kırdı. Bilmem “Yanlış ekonomik politika nedeniyle değil; yaşadığımız küresel kriz nedeniyle Türkiye; tekrar IMF’den borç alan ülke haline geldi” diyerek AKP’yi korumaya çalışanlar ve Erdoğan’ın 2001 krizinden sonra Türkiye’yi şahlandırdığını söyleyenler bu duruma ne diyecek |



